Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, ”Türkiye’nin hayati çıkarlarını barındıran çevre denizlerinin güvenliğini sağlayabilmesi, tehditlerle başa çıkabilmesi için güçlü bir deniz kuvvetine sahip olması, bundan sonra da vazgeçilmez bir zorunluluktur” dedi.
Pendik’teki İstanbul Tersanesi Komutanlığında gerçekleştirilen törende konuşan Orgeneral Başbuğ, bugünün 1081 yılında Emir Çakabey ile başlayan Türk Deniz Kuvvetlerinin kuruluşunun ve denizcilik tarihinin unutulmaz başarılarından birisini oluşturan Preveze Deniz Zaferi’nin yıl dönümü olduğunu hatırlattı.
Bu günün milli imkan ve kabiliyetlerin en üst seviyede kullanılarak savunma sanayisinin dışa bağımlılığının azaldığı ve ulaştığı seviyenin herkese gösterildiği bir gün olarak tarihe geçeceğini ifade eden Başbuğ, ”Bugün denize indireceğimiz ilk milli gemimiz olan Heybeliada’yı, ebedi başkomutanımız Atatürk’ün ‘Mükemmel ve güçlü bir Türk donanmasına sahip olmak gayedir’ düşüncesi rehber edinilerek yürütülen çalışmaların bir sonucu olarak da görüyoruz” diye konuştu.
Orgeneral Başbuğ, Türkiye’nin stratejik önemi tartışılmayacak bir bölgede yer aldığına işaret ederek, Hazar havzasını Avrupa’ya bağlayan Türkiye’nin, Kafkaslar ile dünya pazarları arasında bir enerji köprüsü oluşturduğunu kaydetti.
Bu jeostratejik mevkinin bir sonucu olarak Türkiye’nin, bugün bölgenin enerji dağıtım merkezi konumunda olduğuna dikkati çeken Orgeneral İlker Başbuğ, ”Jeopolitik gerçekler bu hassas coğrafyada yer alan Türkiye’nin savunma ve güvenlik yapılanmasının da güçlü olmasını zorunlu kılmaktadır” dedi.
DENİZLER VE BOĞAZLAR
İlker Başbuğ, Türkiye’yi çevreleyen Ege, Akdeniz ve Karadeniz’in, Türkiye’nin güvenlik ve refahı ile doğrudan ve yaşamsal bir bağı olduğunu belirterek, İstanbul ile Çanakkale Boğazlarının Türkiye’yi asırlar boyu jeopolitik bir çekim merkezi yaptığını vurguladı.
Terörizm, yasa dışı göç, korsanlık ve kaçakçılık gibi suçların denizlerde de gerçekleşmeye başlamasıyla denizlerin kontrolü ve olaylara kısa zamanda müdahale edilme zorunluluklarının, Türkiye’nin deniz güvenliğini her zaman olduğundan daha önemli hale getirdiğini ifade eden Başbuğ, sözlerine şöyle devam etti:
”Bu şartlarda Türkiye’nin kendi geleceği ve bölgesel barışın tesis ve idaresi açısından Türk Deniz Kuvvetleri’nin bölgede oynadığı ve oynayacağı rol, yadsınamaz. Türkiye’nin hayati çıkarlarını barındıran, çevre denizlerin güvenliğini sağlayabilmesi, tehditlerle başa çıkabilmesi için güçlü bir deniz kuvvetine sahip olması, bundan sonra da vazgeçilmez bir zorunluluktur. Bugüne kadar kendisine tevdi edilen vazifeleri büyük bir başarıyla yerine getiren Türk Deniz Kuvvetlerinin caydırılığının devamı ve ülke savunmasına kesintisiz ve eksiksiz katkı sağlayabilmesi için, günün ihtiyaçlarına bağlı olarak geliştirilmesi ve modernizasyonu, öncelikli hedeflerimizden birisidir.”
MİLGEM PROJESİ
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, bu hedefe ulaşmak amacıyla MİLGEM’in başlatıldığını anımsatarak, şunları kaydetti:
”Milli Gemi Projesi ile simetrik ve asimetrik tehditlere karşı mücadele yeteneğine sahip, daha nitelikli, beka kabiliyeti yüksek ve en zor şartlarda dahi kesintisiz görev yapabilecek, caydırıcılığı yüksek bir deniz gücüne ulaşmak hedeflenmektedir. Bu proje yurt savunmasına yapacağı katkıların yanı sıra, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler ve NATO şemsiyesi altında yer alacağı barışı koruma görevlerindeki etkinliğinin de artmasını sağlayacaktır.”
Milli Gemi Projesini bugüne kadar gerçekleştirilen diğer projelerden ayıran çok önemli bir fark olduğunu vurgulayan Orgeneral Başbuğ, bu farkın ilk defa bir savaş gemisinin dizayn ve entegrasyon sorumluluğunun Türk Deniz Kuvvetleri tarafından gerçekleştirilmesi olduğunu belirtti.
Orgeneral Başbuğ, dizayn ve entegrasyonun milli olmasıyla, ”milli ürünlerin ve dolayısıyla milli firmaların seçilmesine imkan tanındığını, kısıtlı ve ülke kaynaklarının akılcı ve doğru olarak kullanıldığını ve böylece önemli oranda tasarruf sağlandığını” bildirdi.
MİLGEM ile kazanılan tecrübeyle milli firmaların yakın gelecekte uluslararası alanda harp gemisi, silah sistem ve cihazları üreten firmalar haline dönüşeceğine inandığını, bunu onlardan beklediklerini kaydeden Başbuğ, sözlerini şöyle sürdürdü:
”Yürütülen bu çalışmalar göstermektedir ki kendi mühendis ve işçilerinin fedakarlık ve gayretleri ile günden güne modernleşen Türk Deniz Kuvvetleri, sadece Türkiye’nin hak ve menfaatlerini korumakla kalmayacak, aynı zamanda müttefiklerinin barışta ve savaşta güven duyduğu bir ortak olmaya devam edecektir. Büyük Önder Atatürk’ün de ifade ettiği gibi, ‘Hudutlarının mühim ve büyük bölümü deniz olan Türk devletinin donanması da mühim ve büyük olmak zorundadır’. O zaman Türkiye Cumhuriyeti daha müsterih ve emin olacaktır. Bugün çağdaş ve güçlü Türk donanmasının ebedi başkomutanımız Atatürk’ün çizdiği rotada, dosta güven, düşmana korku salarak ilerlemekte olduğunu görmekten büyük gurur duymaktayız.”
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, ”Milli Gemi Projesi”nin bugünlere ulaşmasındaki katkı ve desteklerinden dolayı başta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül ve Savunma Sanayi Müsteşarlığına şükranlarını sunduğunu söyledi.
Konuşmasında Deniz Kuvvetlerinin personeline de seslenen Orgeneral Başbuğ, sözlerini ”Bugün Heybeliada milli gemimizin denize indirilmesiyle yeni bir anlam kazanan Preveze Deniz Zaferi’nin ve Deniz Kuvvetleri Günü’nün kutlu olmasını diliyorum. Denizcilerimize yine onların diliyle bu başarı rotasından sapmadan ilerlemeleri için sesleniyorum. ‘Viya Boyle’ (Bu rotada devam et)” diye tamamladı.
(aa)
Tags: başbakan, gemi, genelkurmay, milgem, tük savaş gemisi
İlk milli savaş gemisi tamamen yerli imkanlarla üretilen ‘TCG Heybeliada’ törenlerle denize indirildi.
MİLGEM Projesi kapsamında milli olarak dizayn ve inşa edilen ilk Türk korveti “Heybeliada” ile mayın avlama gemisi “Akçay”ın denize indirilmesi dolayısıyla İstanbul’da Pendik Tersane Komutanlığı’nda tören düzenlendi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 2002 yılında dünya genelinde 23. sırada yer alan Türk gemi inşa sanayinin bugün 4. sıraya yükseldiğini söyledi. Erdoğan, “Türk milleti olarak sadece teknik alt yapı değil, insan gücü bakımından da sahip olduğumuz potansiyelle denizcilikte bir dünya markası olma yolunda ilerlediğimizi düşünüyorum.” dedi.
Pendik Tersane Komutanlığı’nda MİLGEM Projesi kapsamında inşa edilen ilk Türk korveti “Heybeliada” ve mayın avlama gemisi “Akçay”ın denize indirilmesi nedeniyle düzenlene törende konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türk denizcisinin geçmişte olduğu gibi bugün de büyük başarılara imza attığını vurguladı. Bugünün, 470 yıl önce güçlü donanmalara karşı Türk ordusunun elde ettiği zaferin yıl dönümü olduğunu ifade eden Erdoğan, Türk Deniz Kuvvetleri Günü olarak kutlanan bugün dolayısıyla tarihten bugüne ülkemize hizmet vermiş bütün denizcilerimizi şükranla yad ediyorum. Türk Deniz Kuvvetleri Günü’nde milletimiz adına denizcilerimizi kutluyorum. Barbaros’ları, Piri Reis’leri, Turgut Reis’leri, Kılıç Ali Reis’leri, Çaka Bey’leri ve diğer bütün kaptan-ı deryaları, leventleri şükranla anıyoruz. Denizcilerimiz sadece tarihte değil, yakın zamanda da bütün olumsuz ve zor şartlara rağmen gurur verici başarılara imza atmışlardır. Tarih boyunca değerli komutan ve denizciler yetiştiren Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın başarılarının devamını temenni ediyorum.” şeklinde konuştu. Erdoğan, “Bildiğiniz gibi geçtiğimiz Mayıs ayında özel sektör tersanelerimiz tarafından üretilecek ilk muharip gemilerin kaynak törenini hep birlikte Tuzla’da yapmıştık. Bugün de ilk milli tasarım savaş gemimizi denize indiriyoruz. Hayırlı olsun! ” dedi.
“ARTIK SAVUNMA SANAYİ ÜRÜNLERİMİZ, HER TARAFTA ALICI BULUYOR”
Deniz gücünün ülke savunmasındaki önemine değinen Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü; “Son yıllarda kıyısı olduğumuz denizlerdeki gelişmeler Türkiye’nin milli menfaatlerinin korunmasında deniz gücünün önemini açık bir biçimde ortaya koydu. Ege’de, Karadeniz’de, Doğu Akdeniz de ve boğazlardaki egemenlik haklarımız milli güvenlik politikamızın ana unsurlarını oluşturuyor. Denizlerimizde istediğimiz etkinlikte söz sahibi olabilmemiz için Türk deniz kuvvetlerinin tüm ihtiyaçlarını karşılayabilecek, özellikle milli savunma sanayi ve askeri gemi inşa sanayine ihtiyacımız var. 2002 yılında dünya ölçeğinde 23. sırada olan gemi inşa sanayimiz denizcilik alanında gerçekleştirilen büyük atılımlar sonucunda bugün tonaj ve sipariş edilen gemi adedine göre Güney Kore, Japonya ve Çin’in ardından 4. sırada yer alıyor. Yine 2002 yılında duraklama dönemine giren savuna sanayi sektörü bu alanda artarda başlatılan projelerle büyük bir ivme yakalamayı başardı. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yüksek teknoloji ürüne birçok ihtiyacı, milli tasarım ve üretim projeleri sayesinde Türk şirketleri eliyle karşılanıyor. Sadece kendi ihtiyacımızı karşılamakla da kalmıyoruz. Artık savunma sanayi ürünlerimiz dünyanın her coğrafyasında alıcı buluyor. Gemi inşa ve savunma sanayi sektörlerimiz öncelikle iç pazar ihtiyaçlarını karşılayarak yurt dışına gitmekte olan kaynakların ülkemizde kalmasını sağlıyorlar. Özellikle tasarım ve mühendisliğini kendimizin yaptığı projelerde elde edilen katma değer sadece imalatla sınırlı kalınan sektörlere göre çok daha yüksek seviyelerde gerçekleşiyor. Bu durum ülkemizin rekabet gücüne büyük bir katkıda bulunuyor.”
ORDUMUZUN İHTİYAÇLARINI MİLLİ SANAYİ ELİYLE KARŞILAMAYI, ÖNCELİK HEDEF OLARAK BELİRLEDİK”
MİLGEM Projesi’ni anlatan Başbakan Erdoğan, “Korvet gemisinin tasarım ve inşasına Savunma Sanayi İcra Komitesi’nin kararı ile başlandı. Bu doğrultuda kapsamlı bir proje modeli çerçevesinde Deniz Kuvvetleri Komutanlığımız ile Savunma Sanayi Müsteşarlığımızın iş birliğiyle proje hayata geçirildi. Savunma sanayimiz ve gemi inşa sanayimiz geçmişteki projelerle kıyaslandığında bu projede çok daha aktif rol aldılar. Bu başarının ardından dünya tarihinde çok kısa sürelerde günün gereklerine göre donanmalar inşa edebilmiş bir millet olarak hedeflerimizi daha da yükseklere taşımalıyız. MİLGEM Projesi’nde bugüne kadar sağlanan başarı savunma sanayini geliştirme konusundaki kararlılığımızı daha da pekiştirdi. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin bu alanda dışa bağımlılığının en aza indirilmesini, özellikle de Deniz Kuvvetleri Komutanlığımızın ihtiyaçlarının milli sanayi eliyle karşılanmasını öncelikli hedef olarak belirledik. MİLGEM Projesi ile birlikte Türk denizcilik sektörü askeri gemi inşası alanında çıtayı biraz daha yükseltmiş oluyor. Bundan böyle bütün su üstü platformlarımızın ülkemizde tasarlanması ve inşası yanında milli tasarım sistemleriyle donatımı mümkündür. Böylece ülke ekonomisine sağlanacak büyük faydanın yanı sıra savaş gemileri inşasında tarih boyunca sahip olduğumuz stratejik bir yeteneği yeniden canlandırmış bulunuyoruz. Askeri ve sivil denizcilik sektörümüzdeki bu hareketliliğin çocuklarımızın ve gençlerimizin denizciliğe olan ilgisini de artıracağına inanıyorum. Türk milleti olarak sadece teknik alt yapı değil, insan gücü bakımından da sahip olduğumuz potansiyelle denizcilikte bir dünya markası olma yolunda ilerlediğimizi düşünüyorum.” şeklinde konuştu.
CİHAN
Tags: milgem, türk savaş gemisi
Cudi Dağı’nda teröristlere yönelik operasyonları aralıksız sürdüren askerlerden elazığlı bir er, girdiği çatışma sonucu şehit düştü.
Güvenlik güçlerince Cudi Dağı’nda terör örgütü PKK mensuplarına yönelik sürdürülen operasyonlarda, er Suat Çağlar şehit oldu.
Şehit Çağlar’ın cenazesi 23. Sınır Tümen Komutanlığında düzenlenen törenin ardından memleketi Elazığ’a gönderildi.
Hakkari’de uzaktan kumandalı düzeneğin patlatılması sonucu 1 uzman çavuş şehit oldu.
Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde meydana gelen patlamada, 1 askerimiz şehit olurken 1′i asker, 2 kişi de yaralandı.
Edinilen bilgiye göre, Cumhuriyet Mahallesi’nde bir binanın duvarına bırakılan uzaktan kumandalı patlayıcı düzeneği, iftar saatinin olduğu 18.15′te, evlerine gitmekte olan uzman çavuşların geçişi sırasında patladı.
Patlamada, 1 uzman çavuş şehit oldu. Diğer uzman çavuş ile yoldan geçen Selim Yaşar adlı vatandaş yaralandı.
Yaralılar, Yüksekova Devlet Hastanesinde tedavi altına alındı. Bomba uzmanı ekipler, ikinci patlayıcı düzeneğine karşı bölgede geniş çaplı çalışma başlattı.
10. Yıl Marşı
Tags: 10. yıl marşı, askeri marş, marş, onuncu yıl
Çanakkale Şehitlerine
Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle ‘bu: bir Avrupalı’
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Avusturalya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.
Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer…
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler…
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’â mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te’sis-i İlahi o metin istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedi serhaddi;
‘O benim sun’-i bedi’im, onu çiğnetme’ dedi.
Asım’ın nesli…diyordum ya…nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
‘Gömelim gel seni tarihe’ desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
‘Bu, taşındır’ diyerek Kâ’be’yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin’i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran…
Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın…Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.
Mehmet Akif Ersoy
Tags: akif, çanakkale, çanakkale şehidlerine, çanakkale şehitlerine, mehmet akif, mehmet akif ersoy, şehid, şehit
BAŞBAKANLIK TEZKERESİ TBMM BAŞKANLIĞINA SUNULDU
Sınırötesi operasyon süresini 1 yıl uzatan tezkere Meclis Başkanlığı’na sunuldu.
Kuzey Irak’a sınır ötesi operasyona izin veren tezkerenin süresinin 1 yıl uzatılmasını öngören Başbakanlık Tezkeresi, TBMM Başkanlığına sunuldu.
Başbakanlık Tezkeresine göre, Bakanlar Kuruluna, sınır ötesi operasyonlarla ilgili 17 Ekim 2008 tarihinden itibaren 1 yıl daha yetki veriliyor.
Tags: ırak, kuzey ırak, meclis, sınırötesi, sınırötesi operasyon, tezkere
KARARGAH EVLERDEN GENÇ SUBAYLARA PROVOKASYON ÇAĞRISI
761 teğmene darbe maili
Ankara hücresi, 761 teğmenle mesaj grubu kurdu. ‘Ülke elden gidiyor’ provokasyonu yürüttü. İşte provakasyonu yürüten isimler ve gönderilen mesaj…
İstanbul savcısı Zekeriya Öz’ün yürüttüğü terör örgütü Ergenekon soruşturması genişleyerek devam ediyor. Önceki gün 5 muvazzaf teğmenin de gözaltına alındığı Ergenekon’un örümcek ağı gibi Türkiye’yi sardığı ortaya çıktı. 7. dalgada gözaltına alınan 19 kişi ile birlikte inanılmaz belgeler de ele geçirildi.
EK GÖZALTI SÜRESİ ALINDI
İSTANBUL Savcılığı’nın talimatıyla, Ankara, İstanbul, İzmir, Hakkari ve Mersin’de gerçekleştirilen operasyonda gözaltına alınan 19 kişinin İstanbul’daki sorgusunun tamamlanması için ek gözaltı süresi alındı. Şüpheliler arasında yer alan 5 teğmen ve bir askeri öğrencinin işlemlerinin İstanbul Merkez Komutanlığı’nda, avukat Levent Temiz, oyuncu Nurseli İdiz ve ‘Sisi” olarak bilinen menajer Seyhan Soylu’nun da bulunduğu diğer 13′ünün işlemlerinin ise İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde yapıldığı öğrenildi.
ANKARA HÜCRESİ
GÖZALTINA alınan 5 teğmen ve 1 askeri öğrencinin mülkiye baş müfettişi ve Kuvvai Milliye Derneği üyesi Kemal Aydın ile Durmuş Ali Özoğlu’ya bağlı olarak Ankara hücresinde yer aldıkları belirlendi. Teğmenlerin bu kişilerle sık sık ilişkiye geçtikleri ve bu nedenle gözaltına alındıkları belirlendi. Önceki operasyonlarda, örgütün ‘Ergenekon dökümanları’ isimli manifestosu ele geçirilmişti. Bu dökümanlara göre, örgütün eleman temini için özellikle askeri okullar ve üniversitelerin birinci sınıfındaki öğrenciler hedef olarak seçilmişti. Hatta bununla yetinmeyen örgütün ‘Karargah evleri’ kurarak askeri öğrencileri örgütlediği belirlendi.
YASİN HAYAL İLE GÖRÜŞTÜ MÜ?
GÖZALTINA alınan İstanbul Ülkü Ocakları eski başkanı Levent Temiz’in saldırı düzenleyerek ölen militanlarla ilişkisi araştırılıyor. Ayrıca Levent Temiz’in Veli Küçük ile birlikte Trabzon Cezaevi’nde Yasin Hayal ile görüşüp görüşmediği konusu da soruşturma kapsamında incelemeye alındı.
Karargah Evi’nde ‘darbe’ toplantıları
ERGENEKON soruşturmasını yürüten Savcı Zekeriya Öz, gözaltına alınan beş muvazzaf teğmenin tutuklu Ergenekon sanıkları emekli orgeneral Şener Eruygur ve Hurşit Tolon’la örgütün ‘Karargah Evleri’nde yaptıkları toplantıların video görüntülerini ele geçirdi.
‘Ülke elden gidiyor, harekete geçmek lazım’ şeklinde konuşmaların geçtiği toplantılardan sonra, bu beş teğmenin de diğer subaylarla benzer konuşmalar yaparak darbe provokasyonu girişimi yürüttükleri belirtildi.
2007 mezunu 761 subaya darbe provokasyonu yaptı
GÖZALTINA alınan 5 teğmenin, Kara Harp Okulu’ndan 2007′de mezun olan 761 teğmene, ‘Ülke elden gidiyor, harekete geçelim’ diyerek Ergenekon’a destek olmaya çalıştıkları iddia edildi. Dün gözaltına alınan 5 teğmenin, kendi aralarında yaptıkları yazışmalarda, Ergenekon’a destek amacıyla bazı oluşumlar planladıkları belirlendi. Gözaltı işlemleri sırasında ‘Biz Atatürk’ün askeriyiz’ diyen ve Harp Okulu’nu 4.’lükle bitiren M.A’nın, oluşumda aktif rol aldığı iddia edildi.
Savcı Öz Yeşil’in peşinde
YÜKSEKOVA çetesini ortaya çıkaran emekli Astsubay Hüseyin Oğuz’un star’a yaptığı ‘Yeşil Ankara’da yaşıyor’ açıklaması Ergenekon savcısı Zekeriya Öz’ü harekete geçirdi. Ankara’da önceki gün yapılan Ergenekon’un 7. dalga operasyonunun, emekli Tuğgeneral Veli Küçük’le irtibatlı olduğu düşünülen Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım için yapıldığı öğrenildi.
POLİS OĞUZ’A GİTTİ
İSTANBUL Organize Suçlarla Mücadele Şubesi, önceki gece emekli astsubay Oğuz’un bilgisine başvurdu. Oğuz’un polise Yeşil’e ulaşılması için bağlantılı bazı isimleri verdiği öğrenildi. Aynı kapsamda Danıştay Sanığı ve Ergenekon davası tanıklarından Osman Yıldırım’a da Yeşil soruldu. Ergenekon soruşturmasını yürüten savcıların talimatıyla geçen hafta yeniden ifadesine başvurulan Yıldırım, Yeşil’i uzun yıllardır görmediğini kaydetti. Yıldırım, bir dönem içinde bulunduğunu itiraf ettiği Ergenekon yapılanmasından edindiği bilgilere göre Yeşil’in hala hayatta olduğunu ve estetik ameliyat geçirdikten sonra Ankara’da Jandarma mıntıkasında olan semtte ikamet ettiğini sözlerine ekledi.
DOĞAN’A YEŞİL SORGUSU
AYRICA geçen ay gözaltına alınan JİTEM’in kurucusu emekli albay Arif Doğan’a da Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım ile ilgili sorular yöneltildiği belirtildi.
Star
Ben askerdeyken çok sevdiğim, babayiğit, hoşsohbet bir yüzbaşım vardı.
“Bütün teğmenler Harp Okulu’ndan birer Napolyon olarak çıkar” derdi.
Gerçekten de genç bir subayın okuldan mezun olup, omuzlarına ilk yıldızını, beline altın yaldızlı meçini taktığı günü düşünsenize.
İçi hayallerle doludur.
Başı diktir, göğsü şişkin, artık bambaşka bir âlemin kahramanıdır o, gideceği ilk kıtadaki erlerinin “komutanıdır”, savaşlara katılacaktır, ülkesini kurtaracaktır, ailesine, ülkesine, sevdiklerine layık olacak, onları koruyacaktır.
Güven ve gururla yürür yollarda.
Annesi o ilk günün şerefine ona en sevdiği yemekleri yapmıştır, babası açıkça bir şey söylemese de oğlunun subaylığıyla “iftihar” ettiği her halinden bellidir, çocukluğu boyunca beklediği o gizli saygıyı belki de ilk kez o gün görür babasından, akrabalar, komşular kutlamaya gelir, mahallenin genç kızları o geçerken gözlerini süzerler.
O gün, başarıyı ve mutluluğu ruhunun her katresinde hisseder.
Bu, güzel bir duygudur.
Sadece bizim ülkemizde değil, dünyanın bütün ülkelerinde genç subaylar sanırım böyle hissederler.
Ülkesi için hayatını feda etmeye razı olmanın getirdiği sorumluluğu sevinçle sırtlanırlar.
Ve, her zaman, her yerde saygı görürler.
Bu saygıyı da hak ederler.
Çünkü “hayatlarını ortaya koyacakları” bir meslek seçmişlerdir.
Askerliğin bu yanı etkileyicidir gerçekten.
Bu yiğit ve fedakâr yanı.
Ama ne yazık ki bizim ülkemizde bu genç subayların, kökünü askerlik mesleğinden alan bu haklı sevinci ve gururu taşımasına çok fazla izin verilmez.
Çünkü onlara sadece “vatanları için sınırlarda dövüşmeleri” değil, bir de “aslında vatanın asıl sahiplerinin onlar olduğu” öğretilir.
Belki bu, genç subayların gururlarını biraz daha fazla okşar ama mesleklerindeki ilk çatlak da bu yanlış eğitimden kaynaklanır.
Çünkü vatanın asıl sahibi onlar olduğu için sadece askerliği değil, bir yandan da politikayı izlemeye başlarlar.
Politika konusunda ezberlenmiş fikirler edinmek, askerlik mesleğinin inceliklerine yeni unsurlar eklemeye uğraşmaktan daha kolay ve genç bir insan için çok daha çekicidir.
“Sivillerin” her an vatanı satabilecekleri, asla çok dürüst ve akıllı olmadıkları, cahil oldukları da söylenir onlara.
Kuşkuyla bakmaya başlarlar ülkenin sivil yöneticilerine.
Hayalleri sanırım bu noktada değişmeye başlar.
Sınırlarda hayatını oraya koyma, yiğitleşme, cesaret gösterme, askerlerini ve vatanını kurtarma hayallerine, devlete biçim verme, devleti yönetme hayalleri de karışır.
Sonra da adım adım kendi gerçek mesleklerinden uzaklaşıp politikanın tatsız sularında gezinmeye başlarlar.
Askerlikten çok politika konuşurlar.
O gururla dolu ilk günlerindeki askerlik hayalleri, günlük eğitimlerin biteviyeliğine sıkışıp solmaya koyulur, eğitim saatlerinden sonra konu artık politikadır.
Politik konulara abandıkça askerliğin o kutsal cesaretinden ve fedakârlığından uzaklaşıp sıradan meselelere dalarlar.
Üstelik akıllarında “düşmana” karşı dövüşme yerine, “bu akılsız sivillerin beceriksizliğine son verme” düşünceleri dolaşır.
Bir kısmı bunun için “gizli” örgütlere de girerler.
O gizli örgütler zaten bu ülkede çok eski bir geleneğin uzantısıdır.
12 Mart döneminde Selimiye’de gördüğüm bir sahneyi hatırlarım hep.
Mehmet’le birlikte o koca kışlanın önünde, bir sabaha karşı siyah bir arabayla götürülen babamın izini ararken başımızı kaldırıp, demir parmaklıklı pencereleri olan o büyük duvarlara bakmıştık.
Bütün parmaklıklarda beyaz eldivenler vardı.
Gözaltına alınan denizci genç subaylar, o parmaklıklara tutunup dışarıyı seyretmeye çalışıyorlardı.
Biz onları değil, sadece parmaklıklara asılı kalmış gibi görünen beyaz eldivenlerini görüyorduk.
O sahneyi hiç unutmadım.
Pencereler boyunca beyaz eldivenler.
Dün altı genç subay gözaltına alındı.
İçim bir cız etti.
Onların ilk günkü hayallerini, ailelerinin sevinçlerini, gururlarını düşündüm.
Onlar şimdi gizli bir örgütün üyesi olmaktan sorguya çekiliyorlar.
Suçlu bulunurlarsa bütün gelecekleri yanacak.
O kadar gençler ki içlerinde bir kötü niyet olma ihtimali yok.
Onlara “siz vatanın asıl sahibisiniz” denmişti, onlar da vatanın sahibi gibi hareket etmenin, gizli örgütlere katılıp vatanı “akılsız sivillerden” kurtarmak olduğunu sanmışlardı.
Yanlış bir eğitim, yanlış bir sonuç vermişti.
Daha önceleri de “darbe” girişimleri hazırlayanlar, gazetelere “genç subaylar rahatsız” diye manşetler attırıp, bir zemin yaratmaya uğraşmışlardı.
Şimdi anlaşılan o “genç subayları” bizzat işin içine sokmuşlardı.
Ne insafsızlar.
O çocukların hayatlarını söndürecekler.
Bu genç çocuklara rahat vermelerini istiyorum.
Onlar o okullara asker olmak için gittiler, bunun için okudular, bunun için çalıştılar, bırakın da asker olsunlar.
Onlara askerliği öğretin, politikacılığı değil.
Artık beyaz eldivenler asılmasın o demir parmaklıklara.
Ahmet Altan Taraf
Tags: ahmet altan, genç subaylar, subay, taraf
Genelkurmay, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı üzerine, 5 Teğmen ve 1 askeri öğrencinin gözaltına alındığını açıkladı.
1. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 17 Eylül 2008 tarihli talimatı üzerine, 5 Teğmen ve 1 Askeri Öğrenci 18 Eylül 2008 tarihinde askeri makamlar tarafından gözaltına alınmıştır.
2. Anılan personel, talimat gereği ifadeleri alınmak üzere askeri personel nezaretinde İstanbul Merkez Komutanlığına sevk edilmişlerdir.
Kamuoyuna saygı ile duyurulur.
Tags: açıklama, basın bildirisi, ergenekon, genelkurmay, haber